üsküdar escort ümraniye escort tuzla escort rus türbanlı rus escort
altıparmak escort çarşamba escort çekirge escort eve gelen escort gemlik escort
bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort alanya escort antalya escort eskişehir escort mersin escort alanya escort
Bugun...



57 Gün yaşayan Batı Trakya Türk Cumhuriyeti 31 Ağustos 1913'te kuruldu

Gümülcine başkentli Garbi Trakya Hükümet-i Muvakkatesi (Batı Trakya Geçici Hükümeti) ilan edildi. Bu hükümet Müderris Salih Efendi başkanlığında kuruldu. 2 Ekim 1913 tarihinde de bağımsızlığını ilan etti. Tüm resmi binalara bağımsız Cumhuriyetin yeşil, beyaz, siyah renklerden ve bir ay ile üç yıldızdan oluşan bayrağı asıldı. Bu hükümet pul bastırmış, amacını dışarıya duyurmak için resmi Batı Trakya Ajansı kurmuş, ayrıca Türkçe ve Fransızca dillerinde İndependant adlı bir gazete çıkarmıştır.

facebook-paylas
Tarih: 30-08-2022 21:06

57 Gün yaşayan Batı Trakya Türk Cumhuriyeti 31 Ağustos 1913'te kuruldu

30 Mayıs 1913’te Londra Antlaşmasıyla Osmanlı devletinin sınırı Midye-Enez olarak belirlendi. Selanik, Güney Makedonya ve Girit Yunanistan’a geçiyordu. Bulgaristan Kavala, Dedeağaç’la birlikte hemen hemen tüm Trakya’yı sınırlarının içine katıyordu. Doğu Trakya’nın kurtarılmasının ardından yüzde 85 nüfusu Türk olan Batı Trakya’nın durumu Türk kamuoyunu endişelendirdi. Hükümet Bulgarların yaptığı zulümden yöre halkını kurtarmak için bölgeye bazı birlikler gönderdi. Bu akıncı birliği Kuşçubaşı Eşref’in komutasında Koşukavak, Mestanlı ve Kırcaali kazalarını işgal ederek, bu bölgeleri idaresi altına aldı. Bu birliğin önemli subayları arasında, Süleyman Askeri, Çerkez Reşit, Çerkez Ethem, Yüzbaşı İlyas, Üsteğmen Ömer Lütfü, Manastırlı Halim ve Teğmen Fuat Balkan da vardı. 

atı Trakya ile Makedonya’nın bir kısmı ve Bulgaristan’ın güney bölgelerinde 31 Ağustos 1913 tarihinde başkenti Gümülcine olmak üzere Garbi Trakya Hükümet-i Muvakkatesi (Batı Trakya Geçici Hükümeti) ilan edildi. Bu hükümet Müderris Salih Efendi başkanlığında kuruldu. 2 Ekim 1913 tarihinde de bağımsızlığını ilan etti. Tüm resmi binalara bağımsız Cumhuriyetin yeşil, beyaz, siyah renklerden ve bir ay ile üç yıldızdan oluşan bayrağı asıldı. Bu hükümet pul bastırmış, amacını dışarıya duyurmak için resmi Batı Trakya Ajansı kurmuş, ayrıca Türkçe ve Fransızca dillerinde İndependant adlı bir gazete çıkarmıştır.

Hükümetin kurulması İstanbul ve Sofya’da telaş yaratmıştır. Bulgaristan’ın şikayetleri ve büyük devletlerin müdahalesi sonucu, Osmanlı Devleti, Batı Trakya Türk Cumhuriyeti’ni tanımamış ve ona destek vermemiştir. 29 Eylül 1913 tarihinde yapılan İstanbul Antlaşması ile 25 Ekim 1913 tarihine kadar bölgenin Bulgaristan’a teslimi şartı getirilmiştir. Böylece Batı Trakya Türk Cumhuriyeti 57 gün yaşayarak tarih sahnesinden çekilmiştir.

Bayrağındaki siyah renk Türklere yapılan zulümü, yeşil renk İslamı, ayyıldız ise Türklüğü temsil etmektedir. Batı Trakya Türk Cumhuriyeti’nin ulusal marşı Süleyman Askeri tarafından yazılmıştır. Bu küçük Cumhuriyetin 30 bin kişilik ordusu vardır. Nüfusu 234.700 kişidir. Nüfusun yüzde 79’u Türk ve Pomak, yüzde 11’i Bulgar ve yüzde 9’u Yunanlardan oluşmaktaydı. Bu devlet, bütçesini hazırlamış, pasaport uygulaması yapmıştır. Ayrıca Osmanlı kanun ve tüzüklerini de aynen kabul etmiştir. Yine davalara bakmak için Garbi Trakya Adliyesini kurmuş, resmi dil olarak da Türkçeyi seçmiştir.

Hasan İzzetin Dinamo’nun büyük yapıtı Kutsal Barış kitabında birkaç bölümde anlatılan Fuat Balkan ve arkadaşlarının Balkanlarda yaptıkları komitacılık çalışmaları, yaptıkları sabotajlar, Türklerin zorla Hıristiyanlaştırılmasına karşı aldıkları önlemler ve Kurtuluş Savaşı sırasında çabaları bir Türk olarak göğsümü kabarttı. Aradan uzun zaman geçtiği için unutulmaya yüz tutan ve az bilinen bu olayları sizlerle paylaşmak istedim. Kutsal Barış kitabının 1. cildinin 311-420 sayfaları arasında anlatılan olaylardan bir bölümünü buraya alıntıladım:

 

 

İLK KOMİTACILARIMIZ

“Balkan Savaşı yenilgimizle sonuçlanmış, Türk ordusunun kalıntıları Çatalca müstahkem mevzilerinin arkasına çekilmiş biraz soluk almıştı. Enver Paşa, eldeki tüm ordu kalıntılarını toplayarak Edirne’yi Bulgarlardan geri almak üzere saldırıya geçmiş, dostun düşmanın şaşkın bakışları altında bu büyük sınır kentimizi geri almıştı. Bununla da kalmamış, ilk Türk gerilla birliğini kurarak Bulgaristan’ın içerlerine saldırtmıştı. Bu gerilla birliğinin başları Eşref Kuşçubaşı, onun kardeşi Sami Kuşçubaşı, genç Çerkes Etem, onun ağabeyi Reşit’ti. Birkaç yüz atlıdan oluşan bu akıncı gerilla birliği Bulgaristan’da Mustafapaşa ile Habipçe’yi ele geçirdi. Koşikavak kasabasında karşılaştığı bir Bulgar taburunu yok etti. Akıncılar orada korkunç bir gerçekle karşılaştılar. Oranın bütün Türkleri Bulgarlarca zorla Hıristiyanlaştırılmıştı. Vaftiz edilip adları değiştirilen Türklerin sayısı az buz değil, üç yüz bindi. Bağnaz Bulgar yöneticileri bütün bu Türk ve Müslüman köylerinin meydanlarına birer de kilise çanı yerleştirmişlerdi. Gerilla Birliği, Bulgaristan’ın içinde böyle hızlı bir akın yapıp geri döndüğünde durumu orduya bildirdi. Fahri Paşa Kolordusunun Kurmay Başkanları Ali Fethi ile Mustafa Kemal, bu Hırisyanlaştırılmış Türkleri kurtarmak üzere kurulan Kurtarma Gerilla Birliğinin başına Süleyman Askeri’yi geçirdiler. Ordudan ayrılıp çeteci kılığına giren birçok gönüllü erle subay, bu yeni akıncı birliğe katıldı. İşte Süleyman Askeri’nin komutasında Batı Trakya’ya akın eden bu birliğe Teğmen Fuat (Balkan) adında gencecik bir teğmen de katılmıştı. Komitacılara karşı ancak komitacılıkla savaşılacağına inanan bu savaşçılar, bizim ilk komitacılarımızdı.”

“Türkler Bulgarlarla bir antlaşma yapmıştı. El ele Yunanlarla Sırplara karşı çalışacaklardı. Birinci Dünya Savaşı kapıyı çalmaya başlamışsa da Bulgarlar da, Sırplar da buna katılmayı akıllarının kıyısından bile geçirmiyorlardı. Türkiye ise bu arada savaşa katılımış, Alman ordularının yanında yer almıştı. Türkiye savaşa katılma kararını verip de ilk silahları patlattığı sırada, Teğmen Fuat, Batı Trakya’nın İskeçe kentinde bulunuyordu. Burda yaptığı ilk iş, Batı Trakya hükümetinden kalıp da Bulgarlarca saklanan silahlarla cephaneleri sıkıca kontrol altına alıp yavaş yavaş güvenilir Türklere dağıtmak, onları büyük olaylara karşı hazırlamak oldu. Bu işlerin son derece dikkatli yapılması gerekiyordu. Yunan Hükümeti tetikteydi. Türkiye’nin katıldığı devletlerden çok, karşı yana katılmasını bekliyorlardı. Bu olmadığından dolayı da silahlandırılmış Türk azınlıklarına karşı çok hırçın davranabilirlerdi. Bu sırada İstanbul’da Enver Paşa ile arkadaşları bir karşı casusluk örgütü olan Teşkilat-ı Mahsusa’yı kurup başına da Süleyman Askeri’yi getirdiler. Böylece Bulgar hükümetinin de rızasıyla Bulgaristan’ın Yunanistan ile Sırbistan’ın sınır boylarında sabotajlar yapmak üzere Türkiye’den birçok gerillacı gönderildi. İstanbul’da İttihatçıların hükümetiyle Bulgarların Makedonya Komitesi arasında yapılan antlaşmaya göre, bu Türk gerillaları Bugarlarla el ele çalışacaklardı. İngilizler, Fransızlar, Ruslar, Bulgarlara bir sürü vaatler ve sözler verdilerse de Bulgar hükümeti Türklere karşı olan tutumunu değiştirmedi. Bütün Makedonya’yı kendilerine bağışlayacaklarını söylemeleri bile Bulgarları kandıramadı. Böylece gerek Sırbistan gerekse Yunan sınırları boyunca etkili bir Türk-Bulgar işbirliği kuruldu.

MİLİSLER SİPERDE

“Bu sırada İskeçe’de bulunan Teğmen Fuat, Rusya’nın Bulgaristan’a savaş açmasına çok sevinmişse de bir türlü yönünü belirlemeyen Yunanistan’ı kuşku içinde bekliyordu. Yunanların itilaf devletlerine meyilli oldukarı seziliyorsa da henüz bir karara varamadıkları görülüyordu. Teğmen Fuat kuşku içinde, İskeçe’de kendisiyle birlikte çalışan Makedonya komitacılarıyla doğacak durumu kolluyordu. Yunanlar bize karşı savaşa girer girmez onları arkadan vurmak için davranacaktı. Drama’nın Sarışaban kasabasında, Teğmen Fuat’ın Makedonya Komitesinin yöntemiyle kurulmuş örgütleri vardı. Her üç köyden birinde güvenilir adamları vardı. Örneğin Çaylayık köyünden İsmail Ağa, Mincinos köyünden Ferhat Ağa, Darıovası köyünden Hüseyin Ağa gibi.”

“Atıcılıkta üstlerine olmayan bu adamlar, o yörenin bütün dağını taşını, bütün insanlarını avuçlarının içi gibi biliyor, tanıyordu. İlerde tamamlayacağı müfrezenin çekirdeği olarak bu üç kişiyi yanına alan Teğmen Fuat, Sarışaban kasabasının bütün köylerini bir bir dolaştı. Bütün yöredeki Türklerin tanıyıp saydığı bu üç kişilik müfreze, köylerden katılan güvenilir kişilerle büyüdü. Genç Teğmenin ünü bütün yöreye yayıldı. Öyle ki mahkemelik işleri olanlar ona başvurmaya başladı. Birçok uyuşmazlıkların giderilmesi için köylüler hep ona geldiler.”

“Süleyman Askeri ile birlikte ordudan ayrılıp Sokullu yoluyla Dedeağaç’tan geçerek Gümülcine’ye giden Teğmen Fuat, oralı Hoca Salih başkanlığında Batı Trakya hükümetinin kurulmasında rol aldı. Bu, bağımsız bir Türk Hükümeti’ydi. Bayrağı, posta pulu vardı. Hemen çalışmaya başlandı. İlk iş olarak dinleri zorla değiştirilmiş üç yüz bin kişinin eski dinlerine dönmelerini sağlamak üzere birçok kurul kuruldu. Bütün zulüm görmüş bölgelere gönderildi. Hocaların önünde kelime-i şehadet getiren yüz binlerce kişi, yine eski dinlerine dönerek köy meydanlarındaki çanları indirdi. Şahin köyündeki çan, İstanbul’daki askeri müzeye gönderildi. Batı Trakya Hükümeti bundan sonra seferberlik ilan etti. Bütün eli silah tutanları silahlandırdı. Bulgar sınırı kapatılarak milisler orada sipere girdi. Üç yüz bin Türkü işkenceyle Hıristiyan yapan Bulgar köylülerinin köylerine karşı bir misillemeye girişildi. Yüzbaşı İlmi Bey’in komutasındaki yıkım birliği, bütün suçlu Bulgar köylerini baştan başa yakıp yıkarak zulüm gören Türklerin öcünü aldı. Teğmen Fuat, gerillanın bir başka deyimi olan komitacılığa bu eylemde aldığı görevle başladı.”

“Süleyman Askeri’nin Hıristiyanlaştırma olayını böyle şiddetle bastırması Bulgarları kızdırdı. Bulgar ordusu hemen Tunçef komutasındaki tümeni, Batı Trakya Türk Hükümeti üstüne yürüterek devrimi bastırmak istedi. Tunçef’in şiddetli saldırısı, Süleyman Askeri’nin komutasındaki milislerin göğüslerinde kırıldı. Bu davranış, dost olmak zorunda olan Türk ve Bulgar hükümetlerini uyardı. İstanbul’da bir antlaşma yaptılar. Buna göre Bulgar Hükümeti Midye-Enez çizgisinden vazgeçecek, Dimetoka ile Edirne’yi de bize bırakacaktı. Böylece Türk-Bulgar sınırında barış rüzgarı esmeye başladı.”

“Sınırlar saptandıktan sonra İttihat ve Terakki hükümeti, bu bölgedeki didişmeye son verilmesine karar verdi. Hıristiyanlaştırma olayı yüzünden bu bölgede patlak veren kargaşa, yeni zulüm dalgalarıyla bastırılamayacak düzeyde olduğundan Bulgar temsilci, General Savof, İttihat Terakki hükümetine başvurarak bu işin Cemal Paşa aracılığıyla çözümlenmesini istedi. Cemal Paşa bu işle görevlendirildi. Bütün dava Edirne’yi kurtarmaktı. Bulgarların isteği hoşgörüyle karşılandı. Cemal Paşa sürtüşme bölgesine gitti. İlkin Gümülcine’ye uğradı. Oradan devrimin merkezi olan İskeçe’ye geçti. Geçici Türk Hükümeti’nin emrinde bulunan bütün subaylarla eratın Türkiye’ye dönmesi buyruğunu verdi. Başlarında Süleyman Askeri’nin bulunduğu büyük bir grup subayla erat Türkiye’ye döndü. Yalnız beş subay, Türk-Bulgar anlaşmazlığının son kırıntılarını çözmek için orada bırakıldı. Bunlardan biri de Teğmen Fuat Balkan’dı.”







Etiketler :

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER BATI TRAKYA Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HAVA DURUMU
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI